Svetlana’nın dudakları, Bodrum’un gece yarısı dalgaları gibi ıslak ve davetkâr bir şekilde kıvrılırken, gözleri sana “bunu seninle yapmak için doğdum” diye fısıldıyor.
Yazın en sıcak gecesinde bile tenim serin bir meltem gibi kayıyor üstünde; yavaşça boynundan aşağı inerken her nefeste kokum başını döndürüyor. İnce belimden kalçalarıma doğru kayan ellerin, sanki yıllardır bu kıvrımları ezberlemiş gibi hissediyor kendini.
Ben o Rus ateşinin, Akdeniz’in tuzlu havasıyla buluştuğu yerde doğmuş gibiyim.
Saatlerce konuşmadan, sadece tenlerin birbirine söylediği o vahşi dili dinleyebiliriz.
Dizlerimin üstüne indiğimde gözlerimin içine bak ve gör: bu gece sınır yok, yasak yok, sadece açlık var.
Yatağa uzandığımda bacaklarım hafif aralanıyor ve seni bekleyen o ıslak sıcaklık, Bodrum’un en gizli koylarından daha derin.
Saçlarımı kavrayıp beni kendine çektiğinde inlemem, denizin kayalara vuruşu gibi ritmik ve kontrolsüz yükseliyor.
Svetlana sadece bir isim değil; senin en karanlık arzularının ete kemiğe bürünmüş hali.
Şimdi gel, bu geceyi unutulmaz kılalım… çünkü ben, bir kere tadına baktıktan sonra aklından çıkmayacak olan o kadının ta kendisiyim.